Untitled Document


ABİDİN DİNO HAKKINDA
Abidin Dino 1913 yılında İstanbul’da doğdu. Çocukluğunu Cenevre ve Paris’te geçirdi. 1925’te ailesiyle birlikte İstanbul’a döndü. Robert Kolej’de öğrenim görmeye başladı. Önce babasının ve ardından annesinin ölümünden sonra sanata olan ilgisinin ağır basması nedeniyle öğrenimini yarıda bıraktı ve ağabeyi şair Arif Dino’nun desteğiyle resim, karikatür ve yazı alanında kendini geliştirmeye başladı.
Abidin Dino bu andan itibaren, sanat yaşamına güçlü bir giriş yaptı.
 İlk olarak yazılarını “Artist” adlı bir dergide yayımlayan Abidin Dino, bu yazılarla eş zamanlı olarak çizimlerini o zamanın önemli gazetelerinden biri olan’ Yarın’’da yayımladı. 1931 yılında usta şair Nazım Hikmet’in “”Sesini Kaybeden Şehir”” adlı kitabının kapak resmini çizen Abidin Dino bir yıl sonra’ ’Bir Ölü Evi” ‘’ adlı eserinde de kapak resmini çizmiştir. Yine Bu yıllarda Nazım Hikmet'in  ‘’Kuvva-i Milliye ‘’ adlı kitaplarına kapak desenleri de çizen Dino Bu çizimleri ile çok genç yaşta bir ressam olarak anılmaya başladı

Gazetede yayımlanan Atatürk’ü konu alan, çizgilerle süslü röportajı ile Atatürk’ün de beğenisini kazandı.

Çok yönlü bir kültür adamı olan Abidin Dino, çağdaş Türk resminin öncülerindendir. 1933 yılında “Türkiye’nin ilk avangard resim grubu” olarak tanımladığı ”D Grubu”nun kurucuları arasına katılır.
 Bu grubun amacı, memlekette sanatın gelişmesini ve yayılmasını sağlamak,  düşünce yanı ağır basan resimler yaparak, batıdaki çağdaş akımlarla boy ölçüşecek yenilikler getirmektir. 1940’ larda Dino Fransa da yaşamaya başlamıştır. İki yıl Paris’te yaşayan Dino, bir dönem Pablo Picasso’nun atölyesinde resim ve seramik çalışmalarında bulunmuştur. Bu yıllarda Abidin Dino, işçi, balıkçı ve köylülerin resimlerinde yer vererek farklı bir üslup ile hareket etmiştir. Dino, çizgi ve desenlerin ön plana çıktığı resimlerinde tiplerini özgün bir üslupla işlemiştir. Başlangıçta Picasso'nun etkisinde kalan sanatçı, daha sonraları yapıtlarında özgün ve yerel bir senteze ulaşmıştır.
Eller ve Anadolu köylüsü figürleri resimlerinde sıkça kullandığı konulardandır. Yarattığı resimlerden yola çıkarak yene bu desenleri seramik pano ve heykeller de kullanmıştır.

Resimlerinde kişiliğinin yansıması olarak hareket izlenmektedir. İç içe geçmiş figürler, çizgiler Dino’ nun resminde karakteristiktir.

Dino, aslında hayatı boyunca çizdiği, bir nevi kartvizit işlevi gören el ve parmak desenleriyle bilinir. Picasso’nun deyimiyle en düzgün el ve parmak çizen ressam denilebilir.

Bir yandan resim, karikatür ve edebiyat ile ciddi  bir uğraş içinde olan Abidin Dino,  birara sinemayla da ilgilenmiş bazı belgesel filmler çekmiştir.
1966 Londra dünya futbol kupasında yaptığı gol adlı uzun metrajlı film ve resimlerle çok ses getirmiştir.

Belgesel niteliğindeki film İngiliz Film ve Televizyon Sanatları Akademisi tarafından ödüllendirilmiştir Dino hiçbir zaman Yaşadığı toplumsal olaylara kayıtsız kalamamış Çernobil gibi doğa felaketleri ile ilgili resim çalışmaları da yapmıştır.
1968 olayları Avrupa’da patlak verdiğinde Abidin Dino da meydanlarda gördüklerini anında resmederek tarihe tanıklık etmiştir. Daha olaylar sürerken sergi açmış Sergilerini İstanbul’a da taşımıştır. Bu sayede çok özlediği memleketini ve dostlarını da görme fırsatı yakalamıştır.
1979 yılında Fransız Plastik Sanatlar Birliği”nin Onursal Başkanlığı'na seçilmiş,  1989'da Fransız Kültür Bakanlığı’nın Sanat ve Edebiyat Altın Şövalye Nişanı ile ödüllendirilmiştir
New York Dünya Sanat Sergisi Danışmanlığı gibi görevler üstlenmiştir. Türkiye'nin yanı sıra Fransa,  Cezayir, ABD gibi ülkelerde sergiler açmıştır.

Abidin Dino’nun son eseri eller, 1993 te gençlik yıllarının geçtiği Maçka parkına yerleştirilmiştir

Abidin Dino hat sanatından çok etkilenmiştir. İmzası da bunun en büyük örneğidir.

Abidin Dino, sanatın her dalında gösterdiği çalışmalarla çağdaş kültürün gelişmesinde çok çaba harcamış bir sanatçıdır
1990'da kanser teşhisi konan sanatçı, 7 Aralık

1993 günü Paris’te yaşamını yitirmiş Cenazesi İstanbul’a getirilerek Aşiyan’daki aile mezarlığında toprağa verilmiştir 1994 Te Heykeltıraş Metin Yurdanur tarafından yapılan Bronz döküm Abidin Dino heykeli Kadıköy Özgürlük Parkı ‘na yerleştirilmiştir.
Boynunda her zaman taktığı atkısı ve şimdilerde kayıp olan çok sevdiği gül ile tasvir edilmiştir.

Abidin Dino’dan bahsedip mutluluğun reminden bahsetmemek olmaz sanırım.

Yaygın bilinen bir yanlışı düzeltelim; Abidin Dino‘nun “Mutluluğun Resmi” adlı bir tablosu yoktur. Aşağıda yer alan söz konusu eser, yani “Home Sweet Home“, mütevazı bir ressam olan Dianne Dengel‘in elinden çıkma bir yağlıboya tablodur.

Nazım Hikmet, eşine itafen yazdığı “Saman Sarısı” adlı şiirin içinde Abidin Dino’ya çağrılarda bulunmaktadır.

Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
 İşin kolayına kaçmadan ama gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil,
 Ne de ak örtüde elmaların ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolaşan kırmızı balığınkini
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
Yazı ortalarındaki Küba'nın resmini yapabilir misin?
Çok şükür çok şükür bugünü de gördüm ölsem gam yemem gayrının resmini yapabilir misin üstad?
Usta ressam Dino, Nazım Hikmet‘in “Saman Sarısı” adlı şiirinde sorduğu soruya da sanıldığı gibi bir tabloyla değil, bir şiirle cevap vermiştir
Dino da, Nazım Hikmet ‘e
MUTLULUĞUN RESMİ
Kokusu buram buram tüten
Limanda simit satan çocuklar
Martıların telaşı bambaşka
İşçiler gözler yolunu.
İnebilseydin o vapurdan
Ayağında Varna’nın tozu
Yüreğinde ince bir sızı.
Mavi gözlerinde yanıp tutuşan
Hasretle kucaklayabilseydim
Seninle, bir daha.
Davullar çalsa, zurnalar söyleseydi
Bağrımıza bassaydık seni Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Başında delikanlı şapkan,
Kolların sıvalı, kavgaya hazır
Bahriyeli adımlarla düşüp yola
Gidebilseydik meserret kahvesine,
İlk karşılaştığımız yere
Ve bir acı kahvemi içseydin.
Anlatsaydık
O günlerden, geçmişten, gelecekten,
Ne günler biterdi,
Ne geceler…
Dinerdi tüm acılar seninle
Bir düş olurdu ayrılığımız,
Anılarda kalan.
Ve dolaşsaydık Türkiye’yi
Bir baştan bir başa.
Yattığımız yerler müze olmuş,
Sürgün şehirler cennet.

 İşte o zaman Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Buna da ne tual yeterdi;
Ne boya…

Abidin Dino mutluluğun resmini yapmadı. Çünkü o da biliyordu ki, tek bir kare ile somutlaştırılamazdı mutluluk denen kavram.

Sanatla kalın…
TFL GÖRSEL SANATLAR ZÜMRESİ

 

Sanat akımı: Fovizm ve Post-empesyonizm



20. yüzyılın en önemli sanatçılarından Henri Matisse 1869’da Fransa’da doğdu. Paris'te hukuk eğitimi alan Matisse, Ecole Quentin de la Tour'da çizim kurslarına devam etti. Ertesi yıl Saint Quentin’de bir avukatın yanında asistanlık yapmaya başladı. Ancak 1890 yılında geçirdiği apandisit ameliyatının ardından büyük ölçüde yatakta geçen bir dönem yaşadı ve bu sırada annesinin aldığı boyalar ile resim yapmaya başladı. Resim uğraşı giderek bir tutku haline dönüştü ve babasının tüm karşı çıkmalarına rağmen hukuk alanındaki kariyerine son vererek tamamıyla resme yöneldi. Paris’e giderek École des Arts Décoratifs’e yazıldı. 1895 yılında sınavı kazanarak resmen Moureau’nun öğrencisi oldu.


Matisse , Derain, Vlaminck ve Marquet ile birlikte, 1905 Paris Sonbahar Salonu sergisine katıldı. Bu sanatçı grubunun birbirine paralellik gösteren çalışmaları, şiddetli bir halk tepkisinin oluşmasına neden oldu ve eleştirmenler onları pervasız renk seçimleri nedeniyle  Les fauves olarak niteledi. Bu tanımı kabul ederek kendilerine fovist diyen sanatçılar, resimlerinde rengi temel unsur olarak kullanarak ifade gücünden yararlanmayı amaçladı. Işık etkili, yalın renklerle düzenlenmiş kurgusal kompozisyonuyla Matisse, 20. yüzyılın avangart sanatçıları arasında yer aldı. İslam ve Doğu sanatının yanı sıra Bizans eserlerine de ilgi duyan sanatçı, çeşitli seyahatlere çıktı. Çalışmalarında Doğu'nun dekoratif unsurları, saf renkleri ve soyut biçimlerini kullandı. I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesi sanatında yepyeni bir evreyi gündeme getirdi. Resimlerinde biçimler giderek soyutlaşırken renkler koyulaşmaya ve siyah gölgeler artmaya başladı. Daha yalın biçimlere  ve dekoratif unsurlara yöneldi. 1940'larda ise hastalığı nedeniyle yatağa bağımlı hale gelse de kolaj çalışmalarıyla üretken bir dönem geçirdi. İleri  yaşlarında gerçekleştirdiği çalışmalarından biri de  anıtsal bir eser bırakmak istemesi nedeniyle yaşamakta olduğu Vence’deki Rosarie Şapeli için yaptığı tasarımlardır.

Kesilmiş renkli kâğıtlarla hazırladığı taslaklar şapelin vitrayları olarak uygulanmıştır. Ayrıca beyaz seramik yüzeyler üzerine siyah çizgilerle gerçekleştirdiği büyük ölçeklerde çizimleri yer alır.

Matisse hayatının son dönemlerinde kesilmiş renkli kâğıtlarla gerçekleştirdiği çalışmalara yoğunlaştı. İlerleyen yaşı ve onu neredeyse yatağa bağlayan hastalıklar eserlerini bu farklı teknikte uygulamasına neden oldu.

Eleştirilere rağmen avangart anlayışın takipçisi olan ve yaşama sevincini öne çıkaran eserlere imza atan Henri Matisse, 3 Kasım 1954'te 85 yaşında hayatını kaybetti.

Ünlü Yapıtları:


Laleler(1905)


Şapkalı Kadın(1905)


Mavi nü(1952)


Tekne(1953)

BİR OSMANLI AYDINI: OSMAN HAMDİ BEY
1842 de İstanbul’da doğan  Osman Hamdi Bey , Sadrazam İbrahim Edhem Paşa'nın oğludur . İmparatorluğun eğitim amacıyla yurtdışına gönderdiği 4 öğrenciden biri olan Osman Hamdi Bey Paris’te hukuk eğitimini sürdürürken resme olan tutkusu sebebiyle Paris Güzel Sanatlar Okulu’na (Ecole des Beaux Arts) devam etmiş, resim ve arkeoloji eğitimi almış, yurda döndükten sonra Türk arkeoloji ve müzeciliği alanında başarılı çalışmalarda bulunmuştur. Çağdaş Türk müzeciliğinin kurucusu ve ilk Türk arkeoloğudur.
Sarayda yabancı elçilerin protokol işleri ve çeşitli devlet görevlerinde çalışmıştır. Yoğun işleri arasında ressamlığını ihmal etmemiş, Türk resminde ilk kez figürlü kompozisyonu kullanmış, batılı anlayışla figürlü resmin ilk temsilcisi olmuştur. Sanâyi-İ Nefîse Mekteb-İ Âlîsi ‘nin ( Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) kurucusu uluslararası ün kazanmış bir sanatçımız olan Arkeolog ve müzeci Osman Hamdi Bey;
 Dünyaca ünlü İskender Lahdini bulan ve İstanbul’a getiren kişi olmuştur. Bununla birlikte modern anlamda Türk müzeciliğini de başlatarak eserlerin yurtdışına çıkışını da yasaklanmasını sağlamıştır.
Resimlerinde; Türk sanatı, kültürü, mimarisi, çinili panoları, duvarlar, halılar, süslemeli objeler, örtüler, kandiller, rahleler, türbe mekanları, hat levhaları, aile portreleri, insan figürlerini kullanmış, Osmanlı Kadınının iç ve dış mekanlardaki yaşayışını resmetmiş; Doğu/Batı, inanç/aşk, yaşam/ölüm gibi ikilemlerin izini sürmüştür. Oryantalist bir ressam sayılmasına karşılık Osman Hamdi
Bey’in Doğu’ya bakışı,  batılı oryantalist ressamlarınkinden 
farklı olarak doğu kültürünü yüceltme yönündedir.
 
Türk resminde ilk figürlü kompozisyonu kullanan ressam olan Osman Hamdi Bey’in en önemli eseri ise şüphesiz ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’dir. 
 100’e yakın tablosu mevcuttur. 20.Yüzyılın Son Döneminde Kültür Sanat alanında yenileşme akımının öncüsü olan son çağın en seçkin siması ve gerçek anlamda uluslararası ün kazanmış bir sanatçımız olmuştur.
Yaşamı boyunca Legion d’Honneur, birinci dereceden Mecidi ve Osmani Nişanları, Avrupa ve Amerika’daki üniversitelerden fahri doktora ünvanlarının yanı sıra birçok madalya ve ödülü olan ressamın bazı resimleri İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, Londra, Liverpool ve Boston müzelerinde sergilenmektedir. 
En ünlü yapıtlarından bazıları ise şu şekildedir:

  • Kaplumbağa Terbiyecisi (1906) Pera müzesi. İlk versiyonu
  • Arzuhalci (1910) Sakıp Sabancı müzesi
  • Silah Tüccarı (1908) Ankara Devlet Resim ve Heykel
  • Müzesi
  • Leylak Toplayan Kız (1881) bilinmiyor
  • Yeşil Cami Önü (1882) bilinmiyor
  • Feraceli Kadınlar (1904)
  • Mimozalı Kadın (1906) İstanbul resim ve heykel müzesi
  • Mihrap (1901) bilinmiyor
  • Kahve Ocağı (1879) bilinmiyor

Adıyaman'da Nemrut Dağı kazıları Kommagene krallığı kazıları(1883)

İskender Lahdi  Lübnan -Sayda (1887)

<

KAPLUMBAĞA TERBİYECİSİ
Her ne kadar Osmanlı Ressamlar Cemiyeti tarafından çıkartılan gazetenin on yedinci sayısında tablonun adı “Kaplumbağalar ve Adam” olarak geçse de, tabloya daha sonra yaygın olarak bilinen ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ adı verilmiştir. Kaplumbağa Terbiyecisi, bilinenin aksine tek bir tablo değildir. Birçok oryantalist ressamın yaptığı gibi Osman Hamdi Bey’de beğendiği Kaplumbağa Terbiyecisi tablosunun 1906 ve 1907 yıllarında iki farklı versiyonunu çizmiştir.
1906 tarihli tablonun, 1869’ta yayımlanan ve babası tarafından yollanan dergilerden birinde yer alan bir gravürden etkilenerek yaptığı düşüncesi araştırmalarda da netlik kazanmıştır.



Resim de belinde sıkı bir kemerle bağlanmış kırmızı uzun bir giysi giyen sakallı bir derviş(kendini resmetmiştir), mavi çinilerle kaplı eşyasız ve bakımsız bir odada, yarı arkası dönük şekilde dikilmektedir. Ellerini arkasında kavuşturmuş olan bu adamın elinde bir ney bulunmaktadır. Başına, etrafına gelişigüzel bir yemeni sararak arakiye takmıştır. Sırtında ise bir nakkare asılıdır ve buna bağlı bir mızrap da boynundan aşağıya sarkmaktadır. Dervişin ayaklarının yanında, yerdeki yaprakları yemekte olan kaplumbağalar vardır. Odanın duvarlarındaki sıvalar ve çiniler yer yer dökülmüştür. Tablonun tek ışık kaynağı Osman Hamdi’nin (dervişin)batıya dönük yüzünü temsil eden önündeki alçak penceredir. Tablodaki kaplumbağalar; devletin hantal işleyen bürokrasisi ve değişime direnen, ağır aksak ilerlemeyi anlatmaya çalışırken, ölümünden birkaç yıl evvel yaptığı bu tablolarda biraz ümidi kırılmış bir Osmanlı aydınını ve onun sabrını göstermeye çalışır gibidir.

 

İSTANBUL HANIMEFENDİSİ - 1881


KUR'AN OKUYAN KIZ - 1880

<

Hamdi Bey'in 1880 yılında yaptığı Kur'an Okuyan Kız tablosunun 2019'da Londra'da 6.3 milyon sterline satılmasından sonra İstanbul Hanımefendisi isimli eseri Viyana'da 1,5 milyon Euro gibi rekor bir fiyata  ,Yeşil Cami'de Kuran Dersi tablosu ise aynı gün Londra'da 4 milyon 640 bin sterline alıcı bulmuştur.


OSMAN HAMDİ BEY'İN ESERLERİ


BENEKLER KRALİÇESİ: YAYOİ KUSAMA

Kusama, 1926 yılında Japonya’da, geleneklere bağlı ve varlıklı bir ailenin içinde dünyaya geldi. Mutluluk açısından ise yoksul olan ailesinde gözü dışarıda bir babaya ve hem fiziksel hem de ruhsal açıdan zarar görmüş bir anneye sahipti.


Çocukluğundan itibaren mental rahatsızlığını ve gördüğü halüsinasyonlardan etkilenerek benekler ve ağlarla resimler çizmeye başladı. Profesyonel bir sanatçı olma isteği annesi tarafından şiddetle reddedildi. Hatta tüm resim malzemelerini çöpe atan annesine rağmen Kusama daha çok çizmeye devam etti.


Klasik Japon resim sanatı eğitimi almış olmasına rağmen, özgürce çalışmak istediğinden dolayı, 1957 yılında sanatın merkezi konumundaki New York’a taşındı. İmzası haline gelen puantiye ve desenlerini farklı disiplinlere uyguladığı eserler yaptı. Burada bir yandan roman ve şiir gibi edebi türler denerken, kurduğu atölyesinde çalışmalarını sürdürdü.
Ülkesine döndükten sonra kendi isteğiyle 43 yıldır bir akıl hastanesinde kalan sanatçı feminizm, minimalizm, sürrealizm, pop-art, soyut empresyonizm ve ekspresyonizm  gibi değişik sanat akımlarında kendini gösterdi. Dünyayı sonsuzluğa uzanan milyonlarca yıldız arasında bir “benek” olarak tanımlayan Kusama’nın her eserinde ve hatta günlük kıyafetlerinde takıntısı olan puantiyeleri görmek mümkündür.



Süreklilik ve sonsuzluk hissi uyandıran eserleri yoğun ilgi gören sanatçı Son dönem "Infinity Mirror Rooms" adlı çalışmalarına ağırlık vermiştir. Yayoi Kusama, son derece parlak renkler, modern formlar, kullandığı benekleriyle bugüne kadar uzanmış, 91 yaşında halen takıntılarından ilham alarak ve günde 8 saat çalışarak eser vermeye ve üretmeye devem etmektedir.


Yayoi Belgeseli:

 

 

Tarihte Bugün: JOAN MİRÓ FERRA
20. yüzyılın en ilham verici isimlerinden dünyaca tanınmış Miró, 20 Nisan 1893 - 25 Aralık 1983 yıllarında yaşamış sürrealist(gerçeküstü) ressam ve heykeltıraştır.
Barselona’da doğan Miró, ailesinin isteği üzerine aldığı ticaret eğitiminin ardından iki yıl memurluk yapar. Yaşadığı psikolojik sorunlardan dolayı Miró’nun sağlığı olumsuz etkilenir. Oğlunun mutsuzluğunu fark eden babası, Miró’nun 1912’de Picasso’nun da okulu olan  Francesc Galí’s Escola   sanat okuluna kaydolarak sanatçı olmasına razı olur.

 

1917’de Dadaizm ile Sürreralizm akımlarına olan ilgisi, sanatçı için bir dönüm noktası olur. Aynı dönemde İspanyol şiirine ilgi duymaya başlayan Miró, resimlerinde fotografik bir temsildense şiir duygusunu yakalamaya çalışır.


1920'deki Paris gezisinde Picasso ile tanışır ve sonrasında zamanının yarısını Paris'te geçirmeye başlar.


 1925'te Paris’teki ilk sergisi büyük bir sürrealist hareket olarak yankı bulur. 1936'da İspanya İç Savaşı sırasında Paris’te kalan Miró, İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Almanlardan kaçarak İspanya’ya döner. Bu sıkıntılı dönemde aslında “dünyadan kaçışı” simgeleyen ünlü ‘’Takımyıldızları ‘’serisini yapar.


Savaşın sonrasında artık uluslararası üne sahip olan  Miró 1941’de New York MoMA’da ilk büyük retrospektifini açar.


 Katalan sanatçı kariyeri boyunca doğaya ve sadeliğe eşi zor bulunur bir enerji ile yönelerek ,  metaforik bir anlatımla temsil etmeye odaklanır. Nesneleri doğal bağlamlarında resmetmekten vazgeçerek yeni ve gizemli bir dil arayışına girerek ve ilk kolaj-objelerini gerçekleştirir. Resim, baskı, seramik ve manzaralar, portreler ve renklerin hacim-ritm etkileşimi üzerine odaklandığı çalışmalarıyla tanınan Miró ,heykel gibi resim dışındaki sanat formlarına ilgi göstermeye başlar. Bu heykellerin içinde   Oskarlı yönetmen Steven Spielberg’in E.T.’sine ilham olduğu rivayet edilen Personage  (KİŞİ )adlı eseride vardır.


1954'teki Venedik Bienali'nde grafik dalında büyük ödüle layık görülen, 1958’de Paris UNESCO Binası'ndaki eseri ile Uluslararası Guggenheim Ödülü’nü alan Miró’nun ,1974 yılında Dünya Ticaret Merkezi için yaptığı çalışması, 11 Eylül saldırılarında yok olan en değerli sanat eserlerinden biridir.


Akdeniz geleneğinin bir mirasçısı olarak 1956’da Mallorca’ya taşınarak olgunluk dönemi eserlerini bu Akdeniz adasında gerçekleştiren sanatçı, ‘çocuksu ve şiirsel’ olarak nitelendirilen eserlerinden giderek sadeleşen arka plan ve yalın biçimler arasında bir denge yakalar.


 Joan Miró canlı renklerin, biomorfik yaratıkların, arabesklerin, kadınların, kuşların, güneşin ve yıldızların göksel bir mekâna serpiştirildiği çocuksu ve nükteli resimleriyle izleyiciye fantastik bir dünya sunar. 1983'te İspanya’da 90 yaşında hayata veda eden çizginin ve rengin efendisi ,leke ustası JOAN MİRO FERRA,13 bin e yakın eserle en çalışkan ve üretken  ressamlardan biri olarak haklı bir şöhretle  sanat tarihindeki yerini alır.
Ünlü sanatçı Joan Miro’nun dediği gibi;


 BENİM NE DÜŞÜNDÜĞÜMÜN ÖNEMİ YOKTUR ARTIK.
 SEN NE İSTERSEN ONU GÖREBİLİRSİN.

Sanatla kalın…


TFL Görsel Sanatlar Zümresi


 
 JOAN MİRO FERRA’’Personage’’1970

 



 JOAN MİRO FERRA "Bir Çift Aşığa Bilinmeyeni Açıklayan Güzel Kuş" 1941