Untitled Document

BİR OSMANLI AYDINI: OSMAN HAMDİ BEY
1842 de İstanbul’da doğan  Osman Hamdi Bey , Sadrazam İbrahim Edhem Paşa'nın oğludur . İmparatorluğun eğitim amacıyla yurtdışına gönderdiği 4 öğrenciden biri olan Osman Hamdi Bey Paris’te hukuk eğitimini sürdürürken resme olan tutkusu sebebiyle Paris Güzel Sanatlar Okulu’na (Ecole des Beaux Arts) devam etmiş, resim ve arkeoloji eğitimi almış, yurda döndükten sonra Türk arkeoloji ve müzeciliği alanında başarılı çalışmalarda bulunmuştur. Çağdaş Türk müzeciliğinin kurucusu ve ilk Türk arkeoloğudur.
Sarayda yabancı elçilerin protokol işleri ve çeşitli devlet görevlerinde çalışmıştır. Yoğun işleri arasında ressamlığını ihmal etmemiş, Türk resminde ilk kez figürlü kompozisyonu kullanmış, batılı anlayışla figürlü resmin ilk temsilcisi olmuştur. Sanâyi-İ Nefîse Mekteb-İ Âlîsi ‘nin ( Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) kurucusu uluslararası ün kazanmış bir sanatçımız olan Arkeolog ve müzeci Osman Hamdi Bey;
 Dünyaca ünlü İskender Lahdini bulan ve İstanbul’a getiren kişi olmuştur. Bununla birlikte modern anlamda Türk müzeciliğini de başlatarak eserlerin yurtdışına çıkışını da yasaklanmasını sağlamıştır.
Resimlerinde; Türk sanatı, kültürü, mimarisi, çinili panoları, duvarlar, halılar, süslemeli objeler, örtüler, kandiller, rahleler, türbe mekanları, hat levhaları, aile portreleri, insan figürlerini kullanmış, Osmanlı Kadınının iç ve dış mekanlardaki yaşayışını resmetmiş; Doğu/Batı, inanç/aşk, yaşam/ölüm gibi ikilemlerin izini sürmüştür. Oryantalist bir ressam sayılmasına karşılık Osman Hamdi
Bey’in Doğu’ya bakışı,  batılı oryantalist ressamlarınkinden 
farklı olarak doğu kültürünü yüceltme yönündedir.
 
Türk resminde ilk figürlü kompozisyonu kullanan ressam olan Osman Hamdi Bey’in en önemli eseri ise şüphesiz ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’dir. 
 100’e yakın tablosu mevcuttur. 20.Yüzyılın Son Döneminde Kültür Sanat alanında yenileşme akımının öncüsü olan son çağın en seçkin siması ve gerçek anlamda uluslararası ün kazanmış bir sanatçımız olmuştur.
Yaşamı boyunca Legion d’Honneur, birinci dereceden Mecidi ve Osmani Nişanları, Avrupa ve Amerika’daki üniversitelerden fahri doktora ünvanlarının yanı sıra birçok madalya ve ödülü olan ressamın bazı resimleri İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, Londra, Liverpool ve Boston müzelerinde sergilenmektedir. 
En ünlü yapıtlarından bazıları ise şu şekildedir:

  • Kaplumbağa Terbiyecisi (1906) Pera müzesi. İlk versiyonu
  • Arzuhalci (1910) Sakıp Sabancı müzesi
  • Silah Tüccarı (1908) Ankara Devlet Resim ve Heykel
  • Müzesi
  • Leylak Toplayan Kız (1881) bilinmiyor
  • Yeşil Cami Önü (1882) bilinmiyor
  • Feraceli Kadınlar (1904)
  • Mimozalı Kadın (1906) İstanbul resim ve heykel müzesi
  • Mihrap (1901) bilinmiyor
  • Kahve Ocağı (1879) bilinmiyor

Adıyaman'da Nemrut Dağı kazıları Kommagene krallığı kazıları(1883)

İskender Lahdi  Lübnan -Sayda (1887)

<

KAPLUMBAĞA TERBİYECİSİ
Her ne kadar Osmanlı Ressamlar Cemiyeti tarafından çıkartılan gazetenin on yedinci sayısında tablonun adı “Kaplumbağalar ve Adam” olarak geçse de, tabloya daha sonra yaygın olarak bilinen ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ adı verilmiştir. Kaplumbağa Terbiyecisi, bilinenin aksine tek bir tablo değildir. Birçok oryantalist ressamın yaptığı gibi Osman Hamdi Bey’de beğendiği Kaplumbağa Terbiyecisi tablosunun 1906 ve 1907 yıllarında iki farklı versiyonunu çizmiştir.
1906 tarihli tablonun, 1869’ta yayımlanan ve babası tarafından yollanan dergilerden birinde yer alan bir gravürden etkilenerek yaptığı düşüncesi araştırmalarda da netlik kazanmıştır.



Resim de belinde sıkı bir kemerle bağlanmış kırmızı uzun bir giysi giyen sakallı bir derviş(kendini resmetmiştir), mavi çinilerle kaplı eşyasız ve bakımsız bir odada, yarı arkası dönük şekilde dikilmektedir. Ellerini arkasında kavuşturmuş olan bu adamın elinde bir ney bulunmaktadır. Başına, etrafına gelişigüzel bir yemeni sararak arakiye takmıştır. Sırtında ise bir nakkare asılıdır ve buna bağlı bir mızrap da boynundan aşağıya sarkmaktadır. Dervişin ayaklarının yanında, yerdeki yaprakları yemekte olan kaplumbağalar vardır. Odanın duvarlarındaki sıvalar ve çiniler yer yer dökülmüştür. Tablonun tek ışık kaynağı Osman Hamdi’nin (dervişin)batıya dönük yüzünü temsil eden önündeki alçak penceredir. Tablodaki kaplumbağalar; devletin hantal işleyen bürokrasisi ve değişime direnen, ağır aksak ilerlemeyi anlatmaya çalışırken, ölümünden birkaç yıl evvel yaptığı bu tablolarda biraz ümidi kırılmış bir Osmanlı aydınını ve onun sabrını göstermeye çalışır gibidir.

 

İSTANBUL HANIMEFENDİSİ - 1881


KUR'AN OKUYAN KIZ - 1880

<

Hamdi Bey'in 1880 yılında yaptığı Kur'an Okuyan Kız tablosunun 2019'da Londra'da 6.3 milyon sterline satılmasından sonra İstanbul Hanımefendisi isimli eseri Viyana'da 1,5 milyon Euro gibi rekor bir fiyata  ,Yeşil Cami'de Kuran Dersi tablosu ise aynı gün Londra'da 4 milyon 640 bin sterline alıcı bulmuştur.


OSMAN HAMDİ BEY'İN ESERLERİ


BENEKLER KRALİÇESİ: YAYOİ KUSAMA

Kusama, 1926 yılında Japonya’da, geleneklere bağlı ve varlıklı bir ailenin içinde dünyaya geldi. Mutluluk açısından ise yoksul olan ailesinde gözü dışarıda bir babaya ve hem fiziksel hem de ruhsal açıdan zarar görmüş bir anneye sahipti.


Çocukluğundan itibaren mental rahatsızlığını ve gördüğü halüsinasyonlardan etkilenerek benekler ve ağlarla resimler çizmeye başladı. Profesyonel bir sanatçı olma isteği annesi tarafından şiddetle reddedildi. Hatta tüm resim malzemelerini çöpe atan annesine rağmen Kusama daha çok çizmeye devam etti.


Klasik Japon resim sanatı eğitimi almış olmasına rağmen, özgürce çalışmak istediğinden dolayı, 1957 yılında sanatın merkezi konumundaki New York’a taşındı. İmzası haline gelen puantiye ve desenlerini farklı disiplinlere uyguladığı eserler yaptı. Burada bir yandan roman ve şiir gibi edebi türler denerken, kurduğu atölyesinde çalışmalarını sürdürdü.
Ülkesine döndükten sonra kendi isteğiyle 43 yıldır bir akıl hastanesinde kalan sanatçı feminizm, minimalizm, sürrealizm, pop-art, soyut empresyonizm ve ekspresyonizm  gibi değişik sanat akımlarında kendini gösterdi. Dünyayı sonsuzluğa uzanan milyonlarca yıldız arasında bir “benek” olarak tanımlayan Kusama’nın her eserinde ve hatta günlük kıyafetlerinde takıntısı olan puantiyeleri görmek mümkündür.



Süreklilik ve sonsuzluk hissi uyandıran eserleri yoğun ilgi gören sanatçı Son dönem "Infinity Mirror Rooms" adlı çalışmalarına ağırlık vermiştir. Yayoi Kusama, son derece parlak renkler, modern formlar, kullandığı benekleriyle bugüne kadar uzanmış, 91 yaşında halen takıntılarından ilham alarak ve günde 8 saat çalışarak eser vermeye ve üretmeye devem etmektedir.


Yayoi Belgeseli:

 

 

Tarihte Bugün: JOAN MİRÓ FERRA
20. yüzyılın en ilham verici isimlerinden dünyaca tanınmış Miró, 20 Nisan 1893 - 25 Aralık 1983 yıllarında yaşamış sürrealist(gerçeküstü) ressam ve heykeltıraştır.
Barselona’da doğan Miró, ailesinin isteği üzerine aldığı ticaret eğitiminin ardından iki yıl memurluk yapar. Yaşadığı psikolojik sorunlardan dolayı Miró’nun sağlığı olumsuz etkilenir. Oğlunun mutsuzluğunu fark eden babası, Miró’nun 1912’de Picasso’nun da okulu olan  Francesc Galí’s Escola   sanat okuluna kaydolarak sanatçı olmasına razı olur.

 

1917’de Dadaizm ile Sürreralizm akımlarına olan ilgisi, sanatçı için bir dönüm noktası olur. Aynı dönemde İspanyol şiirine ilgi duymaya başlayan Miró, resimlerinde fotografik bir temsildense şiir duygusunu yakalamaya çalışır.


1920'deki Paris gezisinde Picasso ile tanışır ve sonrasında zamanının yarısını Paris'te geçirmeye başlar.


 1925'te Paris’teki ilk sergisi büyük bir sürrealist hareket olarak yankı bulur. 1936'da İspanya İç Savaşı sırasında Paris’te kalan Miró, İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Almanlardan kaçarak İspanya’ya döner. Bu sıkıntılı dönemde aslında “dünyadan kaçışı” simgeleyen ünlü ‘’Takımyıldızları ‘’serisini yapar.


Savaşın sonrasında artık uluslararası üne sahip olan  Miró 1941’de New York MoMA’da ilk büyük retrospektifini açar.


 Katalan sanatçı kariyeri boyunca doğaya ve sadeliğe eşi zor bulunur bir enerji ile yönelerek ,  metaforik bir anlatımla temsil etmeye odaklanır. Nesneleri doğal bağlamlarında resmetmekten vazgeçerek yeni ve gizemli bir dil arayışına girerek ve ilk kolaj-objelerini gerçekleştirir. Resim, baskı, seramik ve manzaralar, portreler ve renklerin hacim-ritm etkileşimi üzerine odaklandığı çalışmalarıyla tanınan Miró ,heykel gibi resim dışındaki sanat formlarına ilgi göstermeye başlar. Bu heykellerin içinde   Oskarlı yönetmen Steven Spielberg’in E.T.’sine ilham olduğu rivayet edilen Personage  (KİŞİ )adlı eseride vardır.


1954'teki Venedik Bienali'nde grafik dalında büyük ödüle layık görülen, 1958’de Paris UNESCO Binası'ndaki eseri ile Uluslararası Guggenheim Ödülü’nü alan Miró’nun ,1974 yılında Dünya Ticaret Merkezi için yaptığı çalışması, 11 Eylül saldırılarında yok olan en değerli sanat eserlerinden biridir.


Akdeniz geleneğinin bir mirasçısı olarak 1956’da Mallorca’ya taşınarak olgunluk dönemi eserlerini bu Akdeniz adasında gerçekleştiren sanatçı, ‘çocuksu ve şiirsel’ olarak nitelendirilen eserlerinden giderek sadeleşen arka plan ve yalın biçimler arasında bir denge yakalar.


 Joan Miró canlı renklerin, biomorfik yaratıkların, arabesklerin, kadınların, kuşların, güneşin ve yıldızların göksel bir mekâna serpiştirildiği çocuksu ve nükteli resimleriyle izleyiciye fantastik bir dünya sunar. 1983'te İspanya’da 90 yaşında hayata veda eden çizginin ve rengin efendisi ,leke ustası JOAN MİRO FERRA,13 bin e yakın eserle en çalışkan ve üretken  ressamlardan biri olarak haklı bir şöhretle  sanat tarihindeki yerini alır.
Ünlü sanatçı Joan Miro’nun dediği gibi;


 BENİM NE DÜŞÜNDÜĞÜMÜN ÖNEMİ YOKTUR ARTIK.
 SEN NE İSTERSEN ONU GÖREBİLİRSİN.

Sanatla kalın…


TFL Görsel Sanatlar Zümresi


 
 JOAN MİRO FERRA’’Personage’’1970

 



 JOAN MİRO FERRA "Bir Çift Aşığa Bilinmeyeni Açıklayan Güzel Kuş" 1941